16 05 2010

BİZ KİMDİK

Neden Biz kimdik? Bir isimle çağrılırken dönüp bakacak kadar kısamıydık. Adımızı söylediklerinde cevap verdiklerimiz ne kadar bilirdi bizi. "ben" in içine ne kadar tanıdık kelime koyabilirdik. Her gün gördüğümüz yüzümüz, en yabancı olduğumuz yan değil miydi? Ya da "anlat "denildiğinde kaç kelimeye sığdırırdık düşlerimizi Siz" dediklerinde ismimizle başlayan kelimelerin kaçta kaçı cümle kalıplarına uysun diye söylenirdi. "seni anlıyorum" diyenler gerçekten anlamış mıydı bizi? "anladım" demek tam olarak neyin karşılığıydı Sözlüklerdeki kelimeler, tüm yaşanmışlıkları açıklamaya yeter miydi? Ya da Yazılan ve "tam beni anlatmış." dediğimiz tüm romanlar Gerçekten bizi anlattıysa, neden her seferinde şaşıp kalıyorduk yaşadıklarımıza. Hayat en son ne zaman bizimle şöyle içli içli konuşmuştuda, bizde "haklısın" deyip yargılamıştık tüm sahip çıktıklarımızı. Terk ederken bir gün, "terk edilebilirim." acısını duyarak mı yapmıştık bu infazı. Yoksa canımız sıkılmış ve maziye mi dökmüştük bugünü. Onlar dediklerimiz kim olduklarını anlamaya çalıştıklarımız mıydı? "bizim" dediğimiz hangi sınanmışlığın neticesinde almıştı bu ünvanı. Ve yaşam arada zorlarken, biz hep gitmekle mi tehdit etmiştik onu, Elimizde bir kaç parça acıyla... Saadet Bayri   ... Devamı

13 05 2010

KİTAP KAMPANYASI

Book Crossing Amerika'da yeni bir moda çıkmış: Birtakım meçhul kişiler, kamuya açık yerlere birtakım kitaplar bırakıyorlarmıs. Diyelim bir parka gidip bir banka oturuyorsun, bankta bir kitapla karşılaşıyorsun. Mahallede yaşayan birçok kadının ortaklaşa kullandığı 'çamaşır yıkama merkezine' gidiyorsun, makinelerden birinin üstünde bir kitap. Trene biniyorsun, aa,koltuğunda bir kitap bulunuyor. 'Marketten' alışveriş ederken elini atıyorsun, birisi bisküvi paketleriyle cips paketlerinin arasına bir kitap yerleştirmis. Telefon kulübesine giriyorsun, telefonun yanında bir kitap... Define bulmak gibi! Roman, şiir öykü, deneme, artık bahtına ne çıkarsa... Bu moda İtalya'da ve Fransa'da da yayılmakta. Kitabı bırakan kişi kimliğini gizli tutuyor, kitabın parasını da helal ediyor. Tek rıcası var, siz de okuduktan sonra buna benzer bir yere bırakın da başkaları da yararlansınlar. Fakat bunu başlatan kişi belli: Ron Hornbaker adında, Missouri eyaletinden bir bilgisayarcı. Bu olaya 'BookCrossing' deniyormus. 'Kitap gezdirme' diye mi tercüme edelim.. Fransa' da böyle 'crossing' yapan dokuz bin kisi varmış daha şimdiden, ortalıkta dolaşan serseri kitap sayısı da on bini geçmiş... Bu nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Bu bir çeşit 'okuma ve okutma kampanyasıdır' . Paylaşmaktır ve başlı başına bir projedir. 'LONDRA'daki uygulama TÜRKBÜKÜ'nde de başlamış, Türkbükü'nde plajdayım. Bir baktım, yattığım yerde bir kitap var.. Adı, 'Yıldızlı, yağmurlu geceler 'Ah, biri unutmuş' derken, kapağını açıp içine bakmak istedim ve beni şaşırtan bir yazı gördüm; "Ben bu kitabı severek okudum. Ve bitirdiğim yerde bırakıyorum. Sizin de seveceğin... Devamı

13 05 2010

ÜZÜLME

  Devamı

11 05 2010

YAŞAMAYA DAİR

Yaşamaya Dair Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani o derecede, öylesine ki, mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde. Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından. Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, yani, beyaz masadan, bir daha kalkmamak ihtimali de var. Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz en son ajans haberlerini. Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için, diyelim ki, cephedeyiz. Daha orda ilk hücumda, daha o gün yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. Diyelim ki hapisteyiz, yaşımız da elliye yakın, daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. ... Devamı

10 05 2010

RUHA ŞİFA YAZILAR

Bir Bardak Çay Gibi Ömür… Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum… Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar… Üç Şeye Dikkat Etmek Gerekir Yaşamda… Göz, Dil Ve Gönül… Göz Ve Dile Hâkim Olmak Zor Ama Gönül’e Hâkimiyet Daha Güç… Gönlü Sakınmak Lazım; Kin Nefret Ve Kıskançlık Yatağı Olmaktan… Tereddütte Kalmamak, Ne İstediğini Bilmek Veyahut Neyi İsteyeceğimizi Bilmek… Küstahlığa Düşmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın İçinde Davaya, Hayata Ve İlme Karşı… Övünmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın Küfre, Cisme Ve An’a Karşı… Sanki Canavarın Esiri Gibi Bir Sağa Bir Sola Çarpıyor, İstikrarsız Ekonomi Gibi Bir İleri Bir Geri Gidiyorsun… Enflasyonun Canavarı Olmuşuz Haberimiz Yok… Karanlıkta Kaybolan Gölge Misali Silinmiş Hayattan, Ayrılmak Zor Ama Sonu Bilmek Daha Zor… Hazan Mevsiminde Dökülen Yapraklar Gibi, Tek Atımlık Kurşunu Kalmış Kovboy Gibi, Ölümün Soğukluğunu Hisseden Gladyatör Gibi, Hızlı Adımlarla Çıkan Ve Yine Hızlı Adımlarla Düşen Başarısızlıktan Korkan, Başarınca Başarısızlığı Unutan, Başarısız Bir Başarılı Gibi… Ben Mutluluk Sınırlarını Aşıyorum… Asım’ın Nesliyiz Acıların İçinde… Acılarımı Anıyorum Devamlı Günbegün… Dost Görünen Düşmanlar, Düşman Olan Dostlar İle… Aklımın Duru Olması Zihnimi Karmakarışık Yapıyor, Her Bölg... Devamı

01 05 2010

GÖZLERİN

  Türkü mü, şarkı mı, şiir midir gözlerin? Yara mı, merhem mi, zehir midir gözlerin? Yeşil mi, kahve mi, elâ mıdır gözlerin? Hak’tan bana gelen belâ mıdır gözlerin? Şeref mi, şan mı, gurur mudur gözlerin? Gece mi aydınlatan nur mudur gözlerin? Geçmiş mi, gelecek mi, şu an mıdır gözlerin? An’ları hapseden zaman mıdır gözlerin? Çiğdem mi, karanfil mi, gül müdür gözlerin? Közümden arda kalan kül müdür gözlerin? Sevinç mi, öfke mi, naz mıdır gözlerin? Seherde edilen niyaz mıdır gözlerin? Leyla mı, Şirin mi, Aslı mıdır gözlerin? Fani ömrümün son faslı mıdır gözlerin? Mustafa TÜRKARSLAN ... Devamı

30 04 2010

SATRANÇ

Devamı

29 04 2010

NAMAZDAN KURTULMANIN YOLU

Namazdan Kurtulmanın Yolu Bütün ibadetlerine yerine getirmeye çalışan bir adam varmış.Orucunu tutar zekatını verir insanlara yardım elini uzatmaktan hiç geri kalmazmış.Yalnız bu adamın bir kusuru varmış: Namaz kılmak ona çok ağır gelirmiş üşenirmiş. Bir gün varmış gitmiş çok büyük bir hocanın yanına. Demiş ki: Hocam ne yap et beni şu namazdan kurtar. Namaz kılmamak için ne yapmam gerekse söyle yapayım.Yeter ki şu namazdan kurtulayım demiş. Hoca: Ya evlat ben hiçbir yerde ne duydum ne işittim bu namazdan kurtuluş yokborcun kılacaksın demiş. Adam yalvarmış bul hocam diye. Hoca müddet istemiş adam gitmiş. Aradan haftalar geçmişadam gelmiş: Buldun mu hocam demişkurtulacak mıyım? Hoca:Buldum evladım eğer şu 5 şarttan biri sana uyuyorsa NAMAZ dan mesul değilsin: 1:ÖLÜ İSEN 2;DELİ İSEN 3:ÇOCUK İSEN 4:HAYVAN İSEN 5:KAFİR İSEN tercih senin... ... Devamı

28 04 2010

CAN DÜNDAR (GERÇEK DOSTLARA)

  GERÇEK DOSTLARA - CAN DÜNDAR   Hani, diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa... "Onu", şöyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa... Yüreklilikle söylediğiniz... "Canım benim!.. dediğiniz... Telefonda bile saatlerce konustuğunuz, sıcacık biri... Özlediğinizde, hayal kurduğunuzda yanınızda o var mı? Sizi hiç yalnız bırakmayan biri... Cesur, sempatik, azimli, kararlı,.. Arayan, soran, "Seni özlüyorum" diyen biri. Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz. Yanıltmaz! Anlayışla karşılar her şeyi... Hataları, günahları-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla... Bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur. O kendiliğinden çıka gelir zaten. Bir gün bir bakarsınız, karşınızda... Bir de bakmışsınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar, paylaşımlar... Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki izleri, geleceğe dairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz . Kadın, erkek fark etmez. Bir dost bulun! Ama gerçek olsun. Aradığınızda işinizi değil, sizi soran... Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kiracınız olsun. Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın. Güvensin! Cinsiyeti olmasın! Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun. Doğruları söylesin. Gözleriyle ve kalpten konuşsun. Yaşasın! Doya doya yaşasın, doya doya yaşatsın. Beyninden değil, yüreğinden versin. "Olsun varsın! Paylaşırım." desin. Bir dostunuz olsun. Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın... Dost olsun! Ama... Gerçek bir dost.. D O S T Ç A K A L I N....... Işık ve sevgiyle... ... Devamı

28 04 2010

ELİF ŞAFAK (SİYAH SÜT)

Kitap Hakkında : Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi... "Siyah Süt" kadınlığın, kadınların hayatının kasvetli ve karanlık ama son tahlilde geçici bir dönemiyle ilgili. Birdenbire gelen ve geldiği gibi hızla dalgalar halinde çekile çekile giden bir haletiruhiye burada incelenen. Bu haliyle elinizde tuttuğunuz kitap bir nevi tanıklık. Otobiyografik bir roman. (...) Annelik dünyanın en yaşanılası, en muhteşem lütuflarından biri; güzel ki hem de nasıl. Aldığı tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor. Öylesine benzersiz, öylesine kıymetli... aynı zamanda çetrefil, karmaşık ve kimi zaman hayli ağır. "Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman: Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için." Selim İleri Devamı

25 04 2010

İÇİMDE ÖLEN BİRİ VAR

  İçimde Ölen Biri Var! Kimse anlamamıştı onu. Bir insan durup dururken ve nedensiz ağlar mı? Bozgun yemiş bir sevdadan daha yeni çıktığını kimse düşünmedi ki... Yapmalıydı, söküp atmalıydı yüreğinden düşlediği yarınları. Hatta bir neşter vurmalıydı üstüne binlerce kere dikiş atılmış yaralı yüreğine. Belki de atmalıydı kendini gecenin kör sokaklarına! Avazı çıktığı kadar bağırmalı, haykırmalıydı içinde biriktirdiği sevdanın hırçın sesini... Oysa çok güçlüydü, alışkındı böylesi vurgunlara Esma. Şimdi oturup düşünmeli, kaldığı yeri bulmalıydı. Kolay değildi bir anda yıllarını yaşanmamış saymak. Unuttuğu kitaplarından başlamalıydı avunmalara. Şimdi bir maske hazırlıyordu kendine. İnsanlara hep gülücükler saçacak, içine akıtacaktı gözyaşlarını. Daha ilk günden başarısız olmak istemiyordu ve bu yüzden kaçıyordu en yakınından bile. Kulağında aynı söz "İlk beş ay çok zor geçer, ama sonra hepsi bir bir silinir" acı da olsa doğru söylemişti, kayıp giderken hayatından. Sonra hatırladı bir şairin dizelerini... "Aşk; her zaman sahip olmak değilmiş" ve kapadı yüreğini tüm seslere. Bu söz dinlemeyen gönlünü adam etmeliydi. Gözlerine mühür çekercesine hapsetti kendini karanlığa. Aradan üç ay geçmişti. Gözlerine bakamadığı, omzunda sabahlayamadığı üç koca ay... Yine geceye sakladığı gözyaşlarını akıtıyordu usulca yanaklarından. Dalıp gitmişti eskimiş öksüz anılarına! Birden telefonunun sesiyle irkildi... Bu saatte arayan da kim, gecenin dördünde kim arar ki beni? Dedi ve açtı telefonunu. Ağlamaklı bir ses "Nasılsın" diyordu. Oysa bir daha aramayacaktı, ş... Devamı

24 04 2010

HARFLER NELER TAVSİYE EDER

İnsan yıkılırken bile "Lamelif" gibi devrilmeli bükülmeden.( لا ) İnsan sevdiğine atılan kurşunları "Cim" gibi alabilmeli bağrına. ( ج ) İnsan sırtına dağlar yüklendiğinde "Elif" gibi dimdik durabilmeli.( ا ) İnsan bir ömür "Kef" gibi sevdiğini kucağında taşıyabilmeli. (ك) İnsan sevdiğine ölürken bile "Te" gibi tebessüm edebilmeli.(ت ) İnsan bir tek RAB karşısında "Mim" gibi secdeye koymalı başını.. ( م )!!! Devamı

23 04 2010

ŞEM İLE PERVANE

Şem İle Pervane Gece idi, Pervâne sessizce girdi Şem’in yanına… Şem yanmalarda idi, her zamanki gibi… Pervâne ışığa âşıktı; onun etrafında dönmekten, ona yaklaşmaktan zevk alırdı. Ölçüyü tutturamayınca, kanatlarını yakardı, Şem’in alevinde… Yaklaşır, alev alır; uzaklaşır, hasret kalırdı. Yine öyle oldu… “–Başka çaresi yok mu?” dedi Pervâne. “Yanmadan nûra kavuşmanın çâresi… Yanmayayım, ama alevin içinde oynayayım!..” Pervâne’nin bu sözlerine tebessüm eden Şem, ona sevgi dolu baktı: “–Her şeyin bir bedeli var dostum, ışıkla sarhoş olmanın bedeli yanmak!.. Yanmayacaksan ışığı ne yapacaksın. Bu ateş yanmak için, bakmak için değil.” “–Tamam.” dedi Pervâne, “Yanalım o zaman… Sen rahatsın, yanan benim…” Yine güldü Şem, ateşin her adımında eriyip yok olduğunu görmüyor muydu acaba Pervâne? Pervâne birden yanıyordu belki, ama Şem için için tükeniyordu, eriyordu. Hangisi daha zordu acaba, Şem’inki mi, Pervâne’ninki mi? Şem bunları düşünürken, Pervâne dikkatle Şem’e baktı. Dilsiz, dudaksız dostu Şem’in gönül dilini anlayıvermişti. Dostluk bu değil midir zaten, konuşmadan anlaşmak. Ben konuştuktan sonra herkes anlar. Önemli olan dost susarken, dostun gönül dilini anlamak… Baktı Pervâne Şem’e dikkatlice... Evet, Şem eriyor, tükeniyor yavaş yavaş: “–Erime!..” dedi, “Lütfen bitme, sensiz ne yaparım!..” “–Üzülme!” dedi Şem, “Bu ateş, en sonunda ikimizi de bitirecek... Sen dayanamayacak yaklaşacaksın, tük... Devamı

22 04 2010

KEŞKELER-İYİKİLER (CAN DÜNDAR)

İnsan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun dondurduğunu, ateşin yaktığını... Sevgisizliğin insanın canını acıttığını... Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor. Her şey ona çok büyük görünüyor: Ev, masa, anne, baba... 10'una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor. 15'inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor. Dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor. 20'sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor. Her şey ona küçük görünüyor: Ev, masa, anne, baba... "Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor. Lakin dünya bunu bilmiyor. O yüzden 20'ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor. 25'inde ayaklar biraz yere değiyor. Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor. Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor. Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde... 5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor. "Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor. "Dünya zor"laşıyor. ... Devamı