01 03 2010

LİMON AĞACI

BAHÇE  Zengin bir iş adamının bahçesinde, yanyana dikilen iki limon ağacı vardı. Mayıs ayı sonlarında açan limon çiçekleri, bütün bahçenin havasını bir anda değiştirir ve apartmanlara hapsedilmiş insanlara baharın geldiğini müjdelerdi. Ancak limon ağaçlarından biri, diğerinden cılız ve şekilsizdi. Bu yüzden büyük ağaç her fırsatta onu küçümser ve tepeden bakardı. Ev sahibi de küçük boylu limon ağacından ümit kesmiş görünüyordu. Ona göre ağaç, bu gidişle kuruyup ölecekti. Bu yüzden de onu fazla sulamaz ve bakımını yapmayı pek istemezdi.  Günün birinde esen sert bir poyraz, karlı dağların yamaçlarındaki bir grup çiçek tohumunu iş adamının bahçesine uçurdu. Fakat bahçenin her tarafı parsellenmiş, sadece limon ağaçlarının altında yer kalmıştı. Bir an önce filizlenmek zorunda olan tohumlar, limon ağaçlarının yanına gelerek onların altında yeşermek için izin istedi.  Büyük ağaç, iyice kasılarak:  —Böyle bir şey asla mümkün olamaz, diye atıldı. Bizler kuru kalmayı pek sevmeyiz. Eğer dibimde çoğalırsanız, suyu emip beni kurutursunuz.  Aslında büyük ağacın çekindiği başka bir şey daha vardı. Çiçekler rengarenk açtıklarında, limon ağacının sarıya çalan beyaz çiçekleri sönük kalacak ve bahçe sahibinin gözündeki değeri azalabilecekti. Oysa ki ağacın, kendinden güzel olanlara hiç mi hiç tahammülü yoktu.  Küçük ağaç, uzun boylu arkadaşının tohumlara verdiği cevabı beğenmemişti. Çünkü o, kendisine hayat verenin, o hayat için gerekli olan suyu da vereceğini çok iyi biliyordu. Bu y&uu... Devamı

28 02 2010

SÜTÇÜ

Sütçü İhtiyar adam, zorlukla taşıdığı süt güğümlerini çadır direkleri arasından geçirmeye çalışırken: -Süüt...!, diye bağırıyordu. Süt isteyen süt kuzularına... İhtiyar, henüz sözünü tamamlamamıştı ki, çadırından çıkan öfkeli bir adam: -Sen aklını kaçırdın herhalde! diye kükredi. Biz yaralılarımızla uğraşırken, sen para kazanma sevdasındasın. Yaşlı adamın gözleri dolmuştu. Yumuşak bir sesle: -Bu depremde dört torunumu kaybettim evladım, dedi. Onların içecekleri sütü diğer yavrularıma hediye etmek istemişsem, hata mı etmişim. ••• Bu hadiseyi anlatanlar, “ihtiyar adama çıkışan o kişinin ağlayışını ve ona sarılarak özür dileyişini hiç unutmuyoruz” diyorlar Devamı

24 02 2010

YETER

YETER |  görsel 1

            DOST        İSTERSEN         ALLAH    YETER       MÜRŞİT         İSTERSEN         KURAN        YETER   DELİL        İSTERSEN    HZ. MUHAMMET   (S.A.S)       YETER       MEŞGALE      İSTERSEN             İBADET    YETER   ZENGİNLİK          İSTERSEN            KANAAT      YETER   ŞEREF        İSTERSEN       İSLAMİYET       YETER       İBRET        İSTERSEN          ÖLÜM     YETER   KORKU         İSTERSEN             CEHENNEM       YETER           ... Devamı

22 02 2010

BİR KEZ DAHA YAZIYORUM

BİR  KEZ  DAHA  YAZIYORUM |  görsel 1

Anlarsın Umuduyla Sana Bir Kez Daha Yazıyorum     anlamadığını bildiğim halde sana biriktirdiğim satırları anlarsın umuduyla sana bir kez daha yazıyorum... seni seviyorum! aslında dilimden çıkması gereken en güzel ve en kolay sözcük bu ama sen sade sevmezsin hemen yanlış anlar "bu kadarcık mı" diye sorarsın sözcüklerimin yetmediği bir dilde "senden başka kimseyle yaşlanamam" sözüm gelse aklıma yüzünde minik bir gülümseme oluşur yine yanlış anlarsın.... Sana şiirler yazarım en güzel bestelerimi senin için söylerim satır aralarına gizlediğim gamzelerini dudaklarının kenarına iliştiririm ama yine yanlış anlar "nasıl yani" dersin... sensiz geçen zamanı yaşanmamış sayar seni görmediğim anlarda âmâ olduğumu yıkık dökük bir limanda martılara anlattığımı söylerim ama anlamazsın eksik kalır sevgime yetişemez tırnak içine aldığım cümleler... şehir susar ben susarım... sen susarsın aşk susar... senden sonra bir bir mısralarım kendini asar bir uçurum kenarından duygularım atlar dudaklarımdan çıkmayan sözcükler yüreğimi yaralar derim ama yine anlamazsın... kaldırım taşlarında ararım gölgeni "ıssız bir çölde beklerim yıllarca gelmeyecek sevgi sözcüklerini" derim yine beni yanlış anlarsın... sen hep beni yanlış anlarsın biliyorum sade olacak senin için ama seni seviyorum... Gürkan Akan ... Devamı

18 02 2010

RESİMLERİM

Devamı

17 02 2010

TEVAZU

icabında herkes doğarken sen tevazu ile batmalısın ileriye gitmek için bazen geri adım atmalısın Devamı

17 02 2010

DOĞRUDUR

BU ALEMDE REZİLİ RÜSVAYIM AŞİKAR AL YERİN ZİLLETİNDEN BENİ, ARŞIN İZZETİNE ÇIKAR DERSEN Kİ; ''SANA İZZET YAKIŞMAZ SEN ÖNCE YERDE DOĞRU DUR BEN ADİLİM SEN ZALİM'' ŞÜPHESİZ EN DOĞRUDUR.    Devamı

04 02 2010

GERÇEK AŞK

Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı… Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu. İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı. Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum. Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu. 'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.' Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki! Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim?' Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. 'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.' 'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?' Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi.... Devamı

24 01 2010

NAMAZ

Cuma namazındaydık. Sağ tarafımda yaşlı bir adam, onun sağında ise tek kişilik boş yer vardı. Yaşlı adam, farza kalkarken arkaya döndü ve boşluğun gerisinde duran 13 14 yaşlarındaki gence: "-Saf'ı doldur evlad, dedi. Gel yanıma. " Çocuk, mahçup bir ifadeyle: "-Mümkünse burada kılmak istiyorum, diye kekeledi. Oraya başkası geçebilir." Yaşlı adam, çocuğun üzerinde bulunduğu uzun tüylü yeşil halıyı göstererek: "-Ne o dedi. Yoksa orası daha yumuşak diye mi gelmiyorsun? Ve öfkeyle devam etti: Anne kuzusu ne olacak... " Namaz bittiğinde, yaşlı adamın Cuma'sını tebrik ettim. Arkadaki genç de gelerek onun elini öptü. Adam, söylediklerine çoktan pişman olmuştu. Delikanlının nurlu yanaklarını okşarken: "-Sana "anne kuzusu" dediğim için kusura bakma yavrum dedi.Bir anda ağzımdan kaçtı işte... " Çocuğun gözleri dolu doluydu. Başını yere eğerken: "-Söylediklerinizde haklısınız efendim, dedi. Üzerinde namaz kılmak için ısrar ettiğim halı, vefat ettiğinde annemin tabutuna örtülmüştü. Orada secdeye kapandığımda, sanki beni kucaklamış gibi oluyor da... "   Sanma ey Hâce,senden zerr-ü sîm isterler, "Yevme lâ yenfeu" da kalb-i selîm isterler. ... Devamı

14 11 2009

OTUZ YILLIK EKMEK

  Şeyh Ebu Said Ebu'l Hayr (k.s.) Hazretleri, daha  henüz küçükken babası onu almış Cuma namazına götürmekte idi. Yolda zamanın manevi reisi Şeyh Ebu'l Kasım Hazretlerine rastladılar. Şeyhi, çocuğun babasına :- Bu çocuk kimindir? diye sordu.O da:- Bizdendir ya Şeyh!, dedi.Şeyh onların yüzüne bakarak gözleri yaşardı. Sonra da  babasına:- Ya Ebu'l Hayr, bizim dünyadan gitme zamanımız gelmiştir, fakat makamı boş  görerek üzülmüştüm. Fakat şimdi senin çocuktan öyle anlıyorum ki müslümanlar istifade edecek derecede mânevi kabiliyet var. Cuma namazından sonra bu çocuğu bizim eve getir, dedi.Namazdan sonra çocuk ve babası  Şeyhin evine gittiler, dergahına giridiler... Dergahta kışlık yiyeceklerin konduğu yüksekçe bir yer vardı. Şeyh oraya bir ekmek koymuştu. Çocuğun babasına:- Oğlunu omuzuna alda, o yukarıdaki ekmeği indirsin, buyurdu.Babası oğlunu omuzuna alıp kaldırdı. Çocuk elini uztıp 30 yıllık ekmeği aldı  ve yere inip Şeyhe verdi. Ekmek sıcacıktı.Şeyh Ebu'l Kasım Hazretleri ekmeği aldığı zaman gözlerinden yaşlar akmaya başalmıştı.Ağlayarak ekmeği ikiye böldü, bir parçasını  çocuğa verdi., bir parçasını da kendi yedi. Babasına hiç vermedi.Çocuğun babası: - Ya Şeyh, bu arpa ekmeğinden bir parça da bie nasip olmayacak mı? dediğinde, Şeyh:- Ya Ebu'l Hayr! Otuz senedir, bu ekmek orada durmakta idi. Ban bu  ekmek kimin elinde yeni fırından çıktığı gibi kimin elinde sıcak olursa, onda alemin istifa edeceği  vaafedildi. Bu vaadin tamamı senin oğlunda olsa gerektir. O zatın senin oğlun olması şeref olarak sana yetmez mi? buyurdu.Şeyh Ebu'l Kasım Hazretleri, kendi yerini alacak "Büyük Veli" yi bulmuştu.  ... Devamı

12 11 2009

PEYGAMBERE BAĞLILIK

Mekke'nin fethinden sonra İslâm'ı kabul edenler arasında Hz. Ebû Bekir'in babası Ebû Kuhâfe de bulunuyordu. Yaşı sekseni aşmış, âmâ bir kişi olan Ebû Kuhâfe, Hz. Peygamber'in huzurunda hidayete ermekte geç kalmışlığını telâfi edercesine aşkla kelimei şehadet getiriyordu. Bu esnada sevinmesi gereken "Sıddıyk" (yürekten tasdik edip, sorgusuz sualsiz bağlanan) lakaplı Ebû Bekir ağlıyordu. Fakat bu ağlayış bir sevinç ağlayışı değil üzüntü ağlayışıydı. Bu, meclisteki herkesin hayretine sebep olmuştu. Sordular: - Ey Ebû Bekir, neden sevinilecek bir günde gözyaşı döküyorsun? Cevap verdi: - Allah'ın Resulünün en büyük arzusu amcası Ebû Talibin müslüman olmasıydı. Fakat bu dileği bir türlü gerçekleşmedi. Ben isterdim ki şu anda benim babamın yerinde şehadet getiren Ebû Talib olsun, babamın Müslüman olmasından dolayı benim gönlüm hoşnud olacağına, amcasının Müslüman olmasından dolayı Allah Rasûlünün gönlü hoşnud olsun. İşte bu olmadığı için ağlıyorum.   Devamı